XXI. YÜZYIL KADINI
XXI. Yüzyıl erkeklerinden bir gün bir sokağın bir kaldırımından yürürken bir kadının topuklu ayakkabılarının parke taşlara vurmasından gelen sesleri kalbinin atışları zannetmiş. Beyefendi mutlulukla yolunda ilerlerken bir kitapçı dükkanının vitrininde gördüğü kitaba öyle bir bakakalmış ki arada geçen bir saati hatırlayamaz olmuş . Kitabın ismi XXI. YÜZYIL KADINI, kapağında ise Marilyn Monroe varmış.
Beyefendinin içinde birden bire kitaba sahip olma arzusu doğmuş, doğduğu gibide kitapçı dükkanının içine girmiş. Dükkancı beyefendiye nasıl yardımcı olabileceğini sorduğu anda beyefendinin cevabı açık ve net olmuş.
-“ Ben bu kitabı istiyorum” .
Dükkancı tamam beyefendiciğim parasını verdiğiniz takdirde onu almakta özgürsünüz der demez beyefendi elini cebine atmış, cebinde de onu alacak parayı bulamadığını görünce elini cebinden hiç çıkarmadan parke taşlara basa basa doğruca yoluna devam etmiş.
Beyefendi o kadar etkilenmiş ki vitrindeki kitaptan geceleri kitabın içinde ne yazdığını rüyalarında görür olmuş, gündüzleri ise bütün sokak esnafı beyefendiyi kitapçı dükkanının önünde görüyormuş. Her geçen gün beyefendinin kitaba olan merakı ve sahip olma hissi artıyor, sahip olamamanın ve merakın verdiği efkar beyefendinin ruhunu verem ediyormuş.
Beyefendi için artık bu kitap kronik bir hastalık haline gelmiş ağrı kesicisi ise her gün o kitapçı dükkanının önünde beklemekmiş. Günün birinde beyefendi ağrı kesicisini aldıktan sonra kaldırım taşlarına baka baka yürürken kafasını kaldırmış ki bir adam, adamın elinde bir kitap bu kitap o kitap. Beyefendi koşa koşa adamın yanına yaklaşmış, adama seslenmiş adam duymayınca omzuna dokunmuş. Buyurun beyefendi demiş adam.
-Beyefendi: İstirham ediyorum elinizdeki kitabı bana verin! Demiş.
-Adam: Şaka yapıyorsunuz, bu güzel kitabı niçin size vereyim, hem ben ona o kadar para verdim. O benim malım.
Beyefendi adamın kitap hakkında o benim malım lafına sinirlense de hiç bozuntuya vermemiş tebessümle konuşmaya devam etmiş.
-Beyefendi: Hiç olmasa kitabın içinde ne yazdığını anlatın bana. Gecelerdir uyuyamıyorum.
Adam hemcinsinin gecelerdir uyuyamamasına neden olan o kitaba sahip olmanın verdiği egoyla bunu anlatmanın kendisine haz vereceğini düşünmüş.
-Adam: Madem bu kadar merak ediyorsunuz gelin güzel bir yerde oturalım da size bu kitabı anlatayım belki merakınız biraz olsun azalır.
Beyefendi adamın bu sözlerini duyunca heyecandan midesine ağrılar girse de “lütfen” demiş ve gitmişler hoş kokulu güzel bir yere.
Adam eline kitabı almış, sayfaları teker, teker çevire, çevire başlamış anlatmaya. Anlatırken de kitabı elinden hiç mi hiç bırakmamış bir boşluğa gelirde beyefendi kitaba dokunur diye.
Adam: Bu kitap öyle bir kitap ki yavaş, yavaş okuyacaksın. Her sayfasında ayrı bir tat ayrı bir zevk… Sayfaları buruşturmaya gelmez. İlk sayfaları çok heyecanlı, ortaya gelince heyecanın dinse de sevginden heyecanın gittiğini anlamazsın. Alışırsın, bırakamazsın. Neye uğradığını şaşırırsın sonunda da başka kitapları da okuyabileceğini öğretir sana.
Peki sizin öğrenmek istediğiniz başka bir şey var mı?
Beyefendi kafasını öne eğip utanır gibi olduğu anda.
Adam: O kadar da değil beyefendi orası benim kitapla olan özel bağım size anlatacak değilim herhalde! Der demez kapatmış kitabı ve sonlandırmış muhabbeti.
Beyefendi gece yatağında kitabını düşlerken aklına gün içinde karşılaştığı adamın anlattıkları gelmiş. Sıkılmış, daralmış yatağın içinde bir o yana bir bu yana döner durur olmuş. Kendini rahatlatacak bir şeyler bulmak amacıyla açtığı çekmecesinde boş bir defter ve kaleme rastladığı gibi almış eline kağıdı ve kalemi başlamış yazmaya ve çizmeye. Yazdıktan sonra bir rahatlama olmuş beyefendide ve getirmiş bunu alışkanlık haline.
Beyefendi artık her gün vitrindeki kitabına bakıp ardından insanların olmadığı yerlerde başlıyormuş kitap hakkında kendi hikayelerini yazmaya. Genellikle günde bir sayfa bazen iki kimi zamanlar üç sayfa oluyormuş yazdıkları. Yazma işi anlık bir rahatlama verse de genel olarak merakı arttırıyor, beyefendiyi içe dönük bir karakter haline getiriyormuş günden güne. Yazdıklarının adını da XXI. YÜZYIL ve KADINIM diye koymuş beyefendi.
Gene günlerden bir gün beyefendi koymuş çantasına kendi hikayelerini ve çizdiği Marilyn Monroe portresini. Yürümüş parke taşlı kaldırımdan kitapçı dükkanının vitrinin önüne. Açmış çantasını çıkarmış hikayelerini ve çizdiği portresini. Bir an morali bozulmuş. Çizdiği portreyi hiç benzetememiş kitabın kapağında ki o kıza. Kitabın içini de bilmediğinden karşılaştırma imkanı bile bulamamış kitap ile kendi hikayelerini. Üzülmüş, sinirlenmiş, başı dönmüş beyefendinin, koşmuş köşedeki çöp kutusunun başına ve atmış hikayelerini çöp kutusunun dibine, dibine. Ağlamak gelmiş içinden ama utanmış biri görür diye ağlayamamış tutmuş gözyaşlarını.
Ardından beyefendi kitapçı dükkanın iki sokak arkasındaki bir meyhaneye gitmiş. Başlamış demlenmeye. İtçikçe içmiş. Her bir kadehte cesareti artıyor artan cesaretiyle bir kadeh daha içiyormuş. Hava kararmış ortalıkta son bir iki kalmış ki beyefendi kör kütük çıkmış meyhaneden.
Sallana sallana kitapçı dükkanının bulunduğu sokağa girmiş. Köşede öylece durmuş kitaba doğru bakarken sokaktaki son birkaç kişinin gitmesini bekliyormuş ki kitapla baş başa kalsın.
Sonunda kimse kalmamış sokakta. Bir an git, geller yaşadıysa da beyefendi yere eğilmiş her gün üstünden geçtiği kaldırım taşlarından birini sökmüş ve bir hışımla vurmuş kitapçı dükkanının camekanına. Tuzla buz olmuş camlar. Beyefendi ile kitap arasında artık hiçbir engel kalmamış. Heyecandan kalbi duracak gibi olmuş midesi bir balon gibi büyümüş beyefendinin. Öylece kalmış kitabın karşısında beyefendi. Elini bile oynatamamış. Arkasından bir iki insanın sokağın başında olduğunu fark edince birden bire atmış elini kitaba ve aldığı gibi kaçmış kitapçı dükkanının önünden. Koşarken elinden kanlar aktığını fark etmiş beyefendi. Camekandaki cam parçalarından biri kitaba saplanmış, beyefendi de kitabı alınca kanatmış kitabı tutan elini beyefendinin.
Beyefendi kuytu köşe bir yer bulmuş; saklanmış herkesten, kaçmış, açmış kitabı, okumaya başlamış sayfaları teker teker. Korkuyormuş kitabın elinden alınmasından, zamanın bitmesinden. O kadar hızlı çeviriyormuş ki sayfaları her çevrilen sayfa neredeyse okunmaz hale geliyormuş. Kitabın sayfaları bittiği anda bir rahatlamanın ardından bir kabus başlamış. O hergün saatlerce vitrinde seyrettiği kitabın kapağında, kırık bir cam parçası, sayfaları okunmaz halde, üzerinde kan lekesi… Beyefendinin aklına kitabı ilk gördüğü an gelmiş. Sakin sakin kaldırım taşlarının üzerinde ilerlerken bir kitapçı dükkanının vitrinindeki o kitabı XXI. YÜZYIL KADINI’NI gördüğü o an gelmiş. Ne güzel bir günde ne güzel bir rastlantıymış bu. Elindeki kitap ona hiç benzemiyormuş, vitrine de koyulmazmış o artık.
Aklına adamın anlattıkları gelmiş. “Bu kitap öyle bir kitap ki yavaş, yavaş okuyacaksın. Her sayfasında ayrı bir tat ayrı bir zevk…Sayfaları buruşturmaya gelmez”.
O kitabın adı XXI. YÜZYIL KADINI’mış. O buruşturulmaya yıpranmaya gelemez ona sahip olmanın tek yolu fiyatını ödeyip dükkancıdan almakmış.
Dükkancı ve polisler beyefendiyi bulmuşlar. Polisler beyefendiyi hapise , dükkancı XXI. YÜZYIL KADINI’NI çöpe atmış. İki saat önce çok pahalı bir kitap olan XXI. YÜZYIL KADINI’NA ne olmuştu da tekrar vitrine koyulmak yerine çöpe atılmış.Tamam kapağı yırtılıp sayfaları kullanılmış olabilir ama içinde yazanların hiç mi önemi yokmuş dükkancı ve müşterileri için?
Alaaddin TOY
Copyright © 2009 ---.
All Rights Reserved.
Joomla.org created by Periferiche pc.